Türk Edebiyatına Damga Vuran Şiirler ve Hikayeleri

  • Cahil Uzman yazdı.
  • 30 Kasım 2020
  • 342 okunma

Türk edebiyatına damga vuran şiirler ve hikayeleri en az şiirler kadar okurlarını etkiliyorlar. Farklı şairler tarafından yazılmış olan bu şiirler, okurlar tarafından o kadar çok beğenildiler ki zamanla şairlerinden bile ayrı bir yere sahip olarak adeta dilden dile yayılır bir hale geldiler. Şüphesiz temelde bu şiirlerin çıkış noktası aşk ve kavuşmama olduğu için aynı durumda olan ama hislerini ve duygularını bir türlü açıklayamayan kimselerin kullandıkları bir araç oldukları gibi aynı zamanda hüzün, yalnızlık ve acıları yaşamak isteyenlere de teselli sunmaları bakımından oldukça önemli hikayelere sahipler.

Sezai Karakoç – Mona Roza

sezaikarakoç

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Şeklinde devam eden Mona Roza şiiri sadece dizeleri ile birlikte değil, aynı zamanda hikayesiyle de ünlü olan şiirlerin başında geliyor. Mona Roza’nın anlamı tek gül demektir. Şiirde her kıtanın ilk harfi birleştiğinde Muazzez Akkayam ismi ortaya çıkmaktadır. Sezai Karakoç, mülkiyede öğrenci iken Muazzez Akkaya isminde bir sınıf arkadaşına âşık olur. Ancak bir türlü cesaret ederek hislerini kendisine açıklayamaz. Karakoç, böyle bir durumda en iyi yapılacak şeyin şiir yazmak olduğuna hükmeder ve ona bir şiir yazmaya başlar. Ancak yazdığı şiiri doğrudan Akkaya’ya vermez. Söylendiğine göre Akkaya’nın bu şiirden uzun bir zaman haberi olmamıştır. Ancak yıllar sonra şiirin kendisine yazıldığını öğrendiğini ve bu durumdan da çok şaşırdığını ifade etmiştir. Karakoç’un şiiri ise neredeyse nesilden nesle aşkını söyleyeme cesaret edemeyenlerin sözleri olmuştur.

Nazım Hikmet - Ceviz Ağacı

nazım hikmet

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Dizeleri ile birlikte bugün aşk şiirleri denildiğinde ilk akla gelen şiirlerden olan Ceviz Ağacı’nın yazılma hikayesi farklı kaynaklarda çeşitli şekillerde anlatılmaktadır. Baskın kabul edilen görüş ise, Nazım Hikmet’in bir gün sevgilisi Piraye ile Gülhane Parkı’nda buluşmak için sözleşmesi ancak Nazım Hikmet parka gittiğinde parkın polisler ile dolu olduğunu görmesidir. Hikmet, saklanmak için bir ceviz ağacının tepesine tırmanır. Şair, ağaçta saklanırken Piraye gelir ancak Hikmet, polislere yakalanmamak için ağaçtan inmeye cesaret edemez. Cebinde taşıdığı kalem ve kağıdı çıkarak şiirini yazmaya başlar ve ortaya bu güzel şiir çıkar.

Özdemir Asaf – Lavinia

özdemir asaf

Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal

Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
İncinirsin

Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme Lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme Lavinia

Aşk şiirleri denilince ilk akla gelen şiirlerden olan Lavinia özellikle karşılıksız aşk hikayesini anlatması bakımından önemlidir. Özdemir Asaf, okul yıllarında bir kıza âşıktır ama hislerini ona söylemesine rağmen bir türlü istediği karşılığı alamaz. Bunun için de hislerini açıklayacak bir şiir kaleme almak ister. Asaf, şiirini tamamladıktan sonra bir yarışmaya gönderir ve yarışmada şiir birincilik ödülü alır. Şiirin yazıldığı kadın olan Mevhibe Beyat da ödül töreninde bulunur ve şiirin okunmasından sonra salondan çıkarak terk eder. Bu olay üzerine Lavinia şiirini Asaf yazar ve ödül aldığı şiirden daha fazla geniş kesime hitap etmeyi başarır.

Yahya Kemal - Sessiz Gemi

yahya kemal

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Türk şiirinin en çok bilinen şiirleri arasında yer alan Sessiz Gemi şiiri her ne kadar ölüm üzerine yazılmış gibi duruyor olsa da esasında kavuşulması mümkün olmayan bir aşkı ifade etmektedir. Türk edebiyatına damga vuran bu şiir öyküsü Yahya Kemal’in Nazım Hikmet’in annesi olan Celile Hanım’a beslediği duygulardır. Nazım Hikmet, annesine olan ilgisini öğrenince Yahya Kemal’in cebine “bir daha buraya gelmeyeceksiniz,” diye bir not koyar. Daha sonraki zamanlarda ise Yahya Kemal, Celile Hanım’ı bir daha görmez. Şiirin yazılışı ise Celile Hanım’ın Heybeliada’dan İstanbul’a doğru vapur ile yol alışını ifade etmektedir.

Cahit Sıtkı Tarancı – Abbas

cahit sıtkı tarancı

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

Cahit Sıtkı Tarancı, bir gün yolda yürürken güzel bir kızın fotoğrafını bulur ve daha sonra fotoğraftaki kızın ağzından kendisine mektuplar yazmaya başlar. Mektubu herkese okumaya başlar çünkü o fotoğraftaki kızın bir hikayesi olduğunu düşünmektedir. Cahit Sıtkı bir zaman sonra bu mektupları yazdığı kadını bulmak ister ve onu aramaya çalışır. Kız bir albay kızıdır ve evli, bir çocuk sahibidir. Cahit Sıtkı bu olay üzerine şiirini yazar ve duyduğu hisleri ölümsüz bir şiir hikayesi ve anlatısına dönüştürür.

Sıkça Sorulan Sorular

Türk Edebiyatında Mona Roza, Ceviz Ağacı, Lavinia, Sessiz Gemi, Abbas eserleri oldukça önemli yere sahiptir.

Türk Edebiyatında Sezai Karakoç, Nazım Hikmet, Özdemir Asaf, Yahya Kemal, Cahit Sıtkı Tarancı önemli şairler arasında yer almaktadır.

İlgili Yazılar