Yeryüzünün En Eski ve Gizemli Öyküsü: Kayıp Kıta Mu

  • Minik Tospik yazdı.
  • 3 hafta önce
  • 16 okunma

Dünya üzerindeki insan yaşamının -aşağı yukarı- milattan önce 8 binlere kadar gidebildiği sanılırken, ortaya çıkan bazı önemli araştırmalar bunun neredeyse on katı kadar eski bir tarihin gizemli yolculuğuna çıkarır insanoğlunu.

Kıtadaki uygarlık düzeyinin günümüz uygarlığının çok ötesinde bir düzeyde olduğunu, burada yaşayan insanların teknolojik, bilimsel ve kültürel anlamda çok ileri gittiğini, bilinç düzeylerinin çok yüksek; bazı ruhsal yetilerinin günümüzde ancak medyumlarda var olabilecek düzeyde olduğunu ortaya koyacak kadar da iddialı bir öykü bu….

James Churchward

James Churchward

Dünya üzerinde varlığı bile bilinmeyen çok eski zamanlarda, Mu adında bir kıtanın var olmuş olabileceği görüşünü ilk olarak James Churchward isminde bir İngiliz subayı ortaya atmıştır. Hindistan’a görevli olarak gittiğinde, üzerinde ilginç şekiller bulunan kil tabletler bulmuştur. Tabletlerin anlamını araştırmak için Tibet’e kadar gitmiştir. Emekli olduktan sonra yazdığı kitaplarda araştırmalarını uzun uzun anlatan kitaplar yazmıştır.

Kitaplarında, Mu kıtasının 70-80 bin yıl kadar önce Pasifik okyanusunun tam ortasında bulunduğunu ve doğal afetler sonucunda batmış olduğunu anlatır. İddiasına göre, kıtanın batacağını öngörenler sayesinde kıtada yaşayan çeşitli ırklara mensup insanlar, dünyanın farklı bölgelerine göç etmişlerdir.  Asya kıtasındaki Uygur Uygarlığı ile Amerika kıtasındaki Maya Uygarlığının kurucuları olmuşlardır.

Günümüzde yeryüzünde yedi anakara/kıta mevcuttur. Eski çağlarda tüm karaların bir arada bulundukları ve Pangea adı verilen bir süper kıta oluşturdukları yönünde genel bir kanı mevcuttur. Bu kıtanın gerçekte ne şekilde olduğu bilinmemektedir. Ancak tahmîni çizimler yapılmıştır. Mu adı verilen kara parçasının zamanla, diğer kıtalar gibi, 225 milyon yol önce var olmuş olduğu iddia edilen Pangea kıtasından ayrılıp bağımsız bir ada oluşturmuş olduğu düşünülmektedir. Böylece 200 milyon yıl önce kıtalar birbirlerinden ayrılmaya başladıklarında, Mu kıtası da bir bağımsız ada olarak Pasifik okyanusunda yerini almıştır. Pasifik okyanusunda batık bir kara parçasına rastlanmaması ve kanıt bulunamaması nedeniyle, Mu kıtasının varlığı bazı çevrelerce gerçekte var olmayan bir hipotezden öteye geçememiştir.

Bununla birlikte Churchward; yaptığı araştırmalardan elde ettiği bulguları dayanak göstererek, Mu kıtasının 12 bin yıl önce batmış ve oradan dağılan insanların günümüz uygarlıklarını oluşturduğunu iddia etmektedir. Köken olarak birbirinden çok farklı özelliklere sahip olan Mısır, Maya ve Asya kültürleri arasında rastlanan bazı çarpıcı benzerlikler bu iddiayı destekler niteliktedir. Kayalar üzerine kazılı semboller, mimari yapılar, kazılardan çıkarılan tabletler ve hatta bazı destanlarda yer alan ortak özellikler çok eski bir dönemde yaşamış kök bir kültürün var olduğu görüşünü güçlendirmektedir.

William Niven

William Niven

Albay James Churchward ile aynı dönemde, Jeolog ve arkeolog Dr. William Niven da kayıp kıta ile ilgili araştırmalar yapmaktadır. Niven’ın Meksika’da ortaya çıkardığı tabletler Mu hakkında esaslı bilgiler vermektedir. Öyle ki bu tabletler kıtanın geçmişteki varlığının en geçerli kanıtları kabul edilir. Niven’ın bulduğu tabletleri inceleyen Churchward, bunların Hindistan’da bulduğu tabletler ile aynı dilde olduğunu (Naga Maya) farkeder. O tarihten sonra birlikte çalışmaya başlar ve 2600’ü aşkın tableti incelerler. Meksika’da bulunan tabletlerin Hindistan’da eksik olan tabletler olduğunu anlamaları ise bir başka kanıttır. Netice olarak Pasifik Okyanusu’nda batan bir kıtanın var olduğu kanısına ortaklaşa varırlar.

Birbirinden millerce uzaktaki Hindistan ve Meksika’da yapılan kazılarda, günümüzde kaybolmuş bir dil olan Naga Maya dili ile yazılmış ve ‘Naacal Tabletleri’ olarak anılan bu tabletler ortak bir geçmişin izleri değil de nedir? Bu bilgi dünya dillerinin bazı ortak sözlere ve kavramlara sahip olmasını açıklıyor olabilir mi? Farklı coğrafyalarda yaşayan insanların yaratıcıyı yaygın olarak “Tanrı” sözü ile ifade etmesinin tesadüf olması mümkün müdür örneğin?

Dr. Morley

Dr. Morley

Tabletler üzerinde araştırma yapan bir başka isim olan Carnegie Enstitüsü uzmanlarından Dr. Morley bu tabletlerin bilinen hiçbir uygarlığa ait olmadığını; tanınmayan ve bilinmeyen bir uygarlığa ait olduğunu ortaya koymuştur.

Atatürk ve Kayıp Kıta Mu

Atatürk ve Kayıp Kıta Mu

Büyük Önder Atatürk’ü pek çok ileri düzeydeki vasfının yanı sıra; entelektüel kimliği, tarih ve dil alanlarına merakı ve yakınlığı ile de biliriz. Türk ırkına yakıştırılan 2.sınıf, sarı ve barbar gibi olumsuz nitelikleri reddeden Atatürk için Türklerin gerçekte kim olduğunu öğrenmek arzusu O’nu hep okumaya ve araştırmaya itmiştir. Bu sistematik içinde 1931 yılında Türk Tarih Kurumunun ve 1932 yılında da Türk Dil Kurumunun kurulmasını sağlamıştır.

Atatürk’ün ortaya koyduğu bir Türk Tarih tezi vardır. Buna göre, Türklerin anavatanı Orta Asya’dır ve Türkler buradan parça parça göç ederek dünyaya dağılmışlardır ki bu da kanıtlanmış bir gerçektir. Daha çok Batı’ya olmak üzere dünyanın her yerine dağılırlar. Ancak Atatürk, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan yolculuğun gerçek başlangıç noktasını bulmak ister hep ve şu soruyu sorar: “Türkler Asya’ya nereden gelmişlerdir?”

Ayrıca Bermuda Şeytan Üçgeni Gizemi ve Yaşananlar adlı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Hasan Tahsin Mayatepek

Hasan Tahsin Mayatepek

1935-1937 yılları arasında hali hazırda Maya uygarlığı ile ilgili araştırmaları olan Emekli General Hasan Tahsin (Mayatepek), Atatürk tarafından Meksika'da diplomat olarak görevlendirilir. Orada görev yaptığı süreçte tarih ve dil üzerine araştırmalar yapar. Orta Amerika'da Maya kültüründeki güneşe tapınma eyleminin Orta Asya'daki güneşe tapınma ile alakasını; Maya dili ile Türkçe ve diğer Asya dillerinin arasındaki bağı inceler. Tahsin Bey, araştırma raporlarını Türk Dil Kurumuna gönderir.

Atatürk tarafından oluşturulup Türk Dil Kurumu aracılığıyla Tahsin Bey’e sorulan İslamiyet-Mu Kıtası ilişkisi ile ilgili sorulara cevap alamaması nedeniyle Tahsin Mayatepek ile çalışmayı yarım bırakmıştır. Tahsin Mayatepek, Atatürk'e düzenli bilgiler yollayarak çalışmalarına devam ettiyse de bir süre sonra Atatürk Tahsin Bey’in çalışmalarının yön değiştirdiğini sezerek bu çalışmaya ara vermiştir. Sonrasında bu raporlardan edinilen bilgiler ışığında bir çalışma başlatma girişimi oldu mu bilinmez ama öyle bile olsa günden güne kötüye giden sağlık durumu ve ardından zamansız ölümü buna izin vermemiştir.

Mayatepek araştırma notlarını kaydettiği toplam 14 raporu içeren 3 ciltlik bir çalışma yapmıştır. Türk Dil Kurumunda muhafaza edilen bu ciltler, 1970’li yıllarda Anıtkabir’ e nakledilirken 3. cilt bulunamamıştır. Maya ve Mu kültürü ile ilgili araştırmaların devamının yer aldığı bu kayıp ciltte İslamiyet ve Mu kültürü arasındaki benzerlikler yer almaktaydı. Bunların ortaya çıkmasının bazı çevreleri rahatsız edeceği düşüncesiyle 3.cildin sırra kadem bastığını düşüncesi hakîmdir.

Mu Kıtası Gerçekleri

Mu Kıtası Gerçekleri

Yapılan tüm araştırmaların, incelemelerin ortak noktalarını toparlayacak olursak, Mu Kıtası hakkında elde edilen şu çarpıcı bilgileri aktarabiliriz:

  1. Yeryüzünde insanların ortaya çıktığı ilk yer Mu kıtasıdır.
  2. Kıta yaklaşık 8bin mil büyüklüğünde ve 3 kara parçasından oluşmuştur.
  3. Kıtanın altında bulunan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle 12 bin yıl önce 64 milyon nüfusu ile birlikte sulara gömülmüştür.
  4. Mu kıtasında 70 bin yıl önce tek tanrılı bir din inancı vardır. Mu dininin öğretimini Naacal’lar denilen rahipler yapmıştır. Sembolizme dayanan bir öğretileri vardır. Ruhun, gelişimi için tekrar tekrar doğduğuna inanılmıştır.
  5. Yazı dilleri farklı, konuşma dilleri aynı olan 4 ırktan oluşmaktadır.
  6. Manevi alanda çok ileridir. Telepati, durugörü, çift bedenlenme, astral seyahat gibi günümüz uygarlığında belki yalnızca mistik kişilerin sahip olduğu ve olağanüstü denebilecek yeteneklere sahiptirler ve bu yetenekler onlar için olağandır.
  7. Mu uygarlığının çöküş nedeni; “teşeffü” (Bir isteğin, dileğin yerine gelmesi için, elçilerini vesîle ederek, onların hatırı için diyerek Tanrı’ya yalvarma, duâ etme) denilen, bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa dönemini atlatamaması, olarak ifade edilmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Gerçekten fazlasıyla benzer özellikler gösteriyor. Hatta yaşamış diğer eski uygarlıklar arasında da müthiş benzerlikleri fark etmemizi sağlıyor.

Türklerin Orta Asya’ya nerden geldiğini öğrenme arzusu ile araştırmalar başlatmış, Türk uygarlıkları ile Mu Kıtası Uygarlığı arasındaki bağlantı ilgili verileri çok değerli bulmuş ve Türklerin köklerinin Mu kıtasından geldiği savına inanç duymuştur.

İlgili Yazılar