İlk Türk Kadın Roman Yazarı: Fatma Aliye Hanım

  • Fikir Mühendisi yazdı.
  • 23 Şubat 2021
  • 34 okunma

Toplumun şekillenmesinde kadının rolü tartışmasız her zaman önemlidir. Bir çocuğun ilk öğretmeni, hayata dair rolünü belirleyen ve toplumda nasıl bir birey olarak kalacağını belirleyen bir anne, bir yol gösterici aynı zamanda kadınlar. Tarihimize bakınca kadınların iç güdüleri, azmi ve kudretiyle başaramayacağı hiçbir şey olmamıştır. “Nene Hatun”, “Halide Edip”, “Sabiha Gökçen”, “Semiha Berksoy”, “Afife Jale”, “Suna Kan” ve daha adını sayamadığımız öyle çok başarılı isim var ki. Gerek sanat dalları gerek bilimde gerek spor alanlarında kadının isteyip başaramadığı örnekler çok azdır. Edebiyat alanı ise bizim tarihimizin belki en eski uğraşı alanı olmuş bir konu. Öyle ki Osmanlı döneminde dahi birçok padişah mahlaslarıyla şiirler, edebi eserler meydana getirmişti. Yaşanan döneme ait dil özelliklerine uygun değişimler, vezin, yazı dilindeki değişimle birlikte yeni akımlar oluşmuş ve günümüze kadar gelinmiştir.

Bugün Türk tarihinin ilk kadın roman yazarı Fatma Aliye’yi konularımız arasında eklemeyi düşündük. Gelin şimdi Fatma Aliye kimdir? Yaşam öyküsüne hep birlikte bir göz atalım.

Fatma Aliye Hanım Kimdir?

Fatma Aliye Hanım Kimdir?

İstanbul doğumlu bir kadın romancı olan Fatma Aliye Hanım, 9 Ekim 1862 senesinde dünyaya geldi. Fatma Aliye, tarihçi ve devlet adamı, İslam hukuku ile oluşturulmuş o zamanın Medeni Kanun’u sayılan Mecelle’yi kaleme alıp yayınlanmasını sağlayan Ahmet Cevdet Paşa ve eşi Adviye Hanım’ın kızıdır aynı zamanda. Fatma Aliye, edebiyat ve sanata çocukluğundan bu yana ilgisi olan biriydi. Eğitim almamıştı fakat kendini geliştirmek adına incelemeler yapar, mecmualar okurdu. Ağabeyi olan Ali Sedat Bey’in evde kendisi için verilen özel derslere bir misafir gibi katılır ve uzaktan da olsa ilgisini pekiştirirdi. Sonrasında bu merakın beceriye dönüştüğünün fark edilmesi üzerine Fransızca dersi alması için eğitimlere başladı. Fatma Aliye Hanım, erken yaşta bir evlilik gerçekleştirmiş, Plevne savunmasındaki kahramanlığı ile bilinen Gazi Osman Paşa’nın yeğeni olan Faik Bey ile 17 yaşında evlenmiştir. Fatma Aliye’nin kolağası Faik Bey ile evliliğinden, Hatice, Ayşe, İsmet ve Nimet isminde dört çocuk dünyaya gelmiştir. Fatma Aliye Hanım her ne kadar dört çocuklu bir anne dahi olsa okuma hevesinden ve edebiyattan ilgisini asla kesmemişti. Kimi zaman onun bu tutkusunun yanlış anlaşılmaya ve ilgisizlik gibi anlaşılma endişesine karşın bazen eşinden gizli gizli kitaplar okuyordu. Eşi Faik Bey’in Fatma Aliye’nin yazınsal anlamda bazı tercümelerini görmüş ve etkilenmiştir. Sonrasında eşinin de onay vermesiyle tercümeler yapmaya başladı Fatma Aliye Hanım. Dönemin şartları gereği, kadınların edebi anlamda öne çıkmasının zorluğunu bırakın, sosyal anlamda dikkat çekmesi az rastlanır bir durumdu. Keza Osmanlı’nın son dönemlerini yansıtan ülkedeki koşullar ve zorluklar içinde ayakta kalmak ve gücünü ispatlamak bir kadın için çok daha zordu.

İlk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen hakkındaki yazımızı linke tıklayarak okuyabilirsiniz.

İlk Edebi Çalışmaların Başlangıcı

İlk Edebi Çalışmaların Başlangıcı

Fatma Aliye Hanım evliliğinin 10. senesini doldurduğunda yani 27 yaşına geldiğinde sadece kendisi için değil Türk toplumu için de bir gayretin öncüsü olma yoluna girmişti. Fransız yazar George Ohnet’in “Volonte” ismindeki romanının Türkçe çevirisine başladı. Dilimize çevrilerek “Meram” adıyla uyarlanan bu roman 1889 yılında yayınlanmıştı. Romanın tercümesine dair imza bölümünde ismini gizlemiş olan Fatma Aliye Hanım, yalnızca “Bir Hanım” diyerek eseri yayınlatmıştır. Babası Ahmed Cevdet Paşa kuşkusuz Fatma Aliye’nin bu hevesinin gözle görülebilir bir başarıya dönüşeceğini ilk zamanlar tahmin edemiyordu. Kararlılığının arkasında duran Fatma Aliye Hanım’a  sonrasında destek mahiyetinde eğitimler vermeye ve onun fikir dünyasını telakki etmeye çalışıyordu. Öyle ki artık Fatma Aliye, zengin görüş açısı ve edindiği bilgi ve tecrübelerle dönemin aydın isimlerinden olma yolunda ilerleyen bir kadın yazar olma noktasındaydı. Çalışmaları bu eserle sınırlı kalmayan Fatma Aliye Hanım’ın sonralarında yeni çevirileri de olmaya başlamıştır. Dönemin ünlü yazarı olarak tanınan Ahmed Mithat Efendi ile yollarının kesişmesi kuşkusuz ona edebi usuller hakkında çok şey katacaktı. Ahmed Mithat Efendi, çalışmalarını beğendiği Fatma Aliye Hanım’ı manevi kızı olarak tanımlamış, “Tercüman-ı Hakikat” gazetesinde onu halka tanıtmış ve desteklemişti. Sonrasında Ahmed Mithat Efendi’nin de ortak yer aldığı bir Fatma Aliye projesi olan “Hayal ve Hakikat” isimli roman 1891 senesinde yayınlanmıştır. İki bölümlük bir roman olan “Hayal ve Hakikat” sıra dışı bir hayat süren genç bir kızın aşk yaşadığı gençle olan farklı dünyalara ait bakış açılarını ele almıştır. Hikayede yer alan konuşma metinleri Ahmed Mithat Efendi ve Fatma Aliye Hanım tarafından kadın ve erkek diliyle yansıtılması amacıyla oluşturulmuştur. Kadın kimliğini ismen yine gizlemeyi seçen Fatma Aliye Hanım, burada da eserin imza kısmına “Bir kadın ve Ahmed Mithat” yazdırmayı uygun görmüştür.

Türk tiyatro tarihine damga vuran kadınlar konulu yazımızı linke tıklayarak okuyabilirsiniz.

Fatma Aliye Hanım’ın İlk Romanı

Fatma Aliye Hanım’ın İlk Romanı

Fatma Aliye Hanım, artık kendi kanatlarıyla uçacak kadar ayakları yere basan edebi görgüsü ve eğitimiyle çok daha öz güvenli hareket edebilecektir. Keza 1892 senesinde “Muhadarat” adını verdiği tamamen kendisinin yazdığı ilk romanını yayınlamıştı. “Muhadarat” adlı eser, bir atıf niteliğinde olup ilk aşkın unutulmayacağı gibi bir fikre, karşı görüş olarak yapılmış bir çalışmadır. Daha sonra gördüğü ilgi üzerine Fatma Aliye yazma tutkusunu sürdürdü. “Udi” adını verdiği romanda, Halep’te yaşayan bir kadın udi sanatçısının yaşam hikayesini işlemiştir. Dönemin aile yapısı, evlilikler ve toplum davranışlarını konularına alan Fatma Aliye, mutsuz bir evliliği toplum baskısına rağmen yürütme gayreti içinde olan “Bedia” isimli bir kadının duygularını sade bir dille anlatmıştır. Hikayelerinde kendisini ezdirmeyen hayata ve ataerkil yapıya direnen çalışan kadınlar sıklıkla romanlarında yer etmiştir. Fatma Aliye Hanım’ın gayretlerini ortaya çıkaran ve Osmanlı döneminin simgesi haline geleceği, “Bir Osmanlı kadın yazarın doğuşu” isimli eser de muhtemelen isimsiz başarılarının ardından tanıtımının gerçekleşeceği ciddi bir etki yaratacaktı. Ahmed Mithat Efendi, yazdığı bu romanda, kendi kaleminden anlattığı Fatma Aliye’nin nasıl bir insan olduğuna yer vermiştir. Tanıtımın yanı sıra Fatma Aliye’nin kendisini ifade eden mektupları da bu eserde yer almıştır. Teşvik edici yazılarıyla ve öğrenmenin bitmeyen bir arzuyla gerçekleştiğini belirten Fatma Aliye’nin dönemin öncü kadınlarından biri olarak hareket ettiğini söylemeliyiz. “Osmanlı’da Kadın: Cariyelik, Çok Eşlilik, Moda”, “Hayattan Sahneler”, “Tedkik-i Ecsam”, “Filozofların Biyografileri” eserleri arasında yer almaktadır.

Fatma Aliye Hanım’ın Sosyal Çalışmaları

Fatma Aliye Hanım’ın Sosyal Çalışmaları

Dönemin ünlü edebiyatçısı olan Fatma Aliye Hanım, sadece yazınsal çalışmalarla sınırlı kalmamıştır. Toplumdaki eşitsizliğe binaen kadınların haklarına yönelik fikirleri ve onların sorunlarına yaklaşımıyla sosyal çalışmalarda da boy göstermiştir. Yardım cemiyetlerine olan katkılarının yanında Fatma Aliye’nin belki bilinmeyen bir diğer çalışması, günümüz Kızılay’ı olan Hilal-i Ahmer’in gelişmesinde rol oynayan ilk kadın üyesi oluşudur. Balkanlarda 1897 yılında başlayan Osmanlı-Yunan çatışmalarında askerlerin zorda kalmış ailelerine destek için Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazılarıyla yer almıştır. Ülkenin ilk resmi Türk kadın derneği olan “Nisvan-i Osmaniye İmdat Cemiyeti” onun çabalarıyla kurulmuştur. Fatma Aliye Hanım’ın bu dikkat çeken şöhreti II. Meşrutiyet’ dönemi sonrası azalmaya başlayacak ve giderek unutulmaya yüz tutacaktı. Siyasi doğasına muhalif gibi algılanan çalışmasını içeren “Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı” isimli son yapıtı yeni yönetim altında tepkiye neden olmuştur. Eleştirel yazılarıyla da dikkat çekmiş olan Fatma Aliye Hanım, “Doğu ve Batı Kadınları” adlı eserle yerilen kadınlar nedeniyle Fransız gazetelerine tepkisini dile getirmiş ve oldukça etki uyandırmıştır. Soyadı Kanunu ile “Topuz” soyadını almış olan Fatma Aliye Hanım, döneme ait tarihsel kaynaklara ilişkin eleştirel yazıları nedeniyle edebiyat çevrelerince tepki toplamış, sonrasında çalışmalarına son vermiştir.

Fatma Aliye Hanım’ın Son Yılları

Fatma Aliye Hanım’ın Son Yılları

Yaşadığı sürece kadın kimliğini öne çıkararak cesur ve önemli atılımlara imza atmış olan Fatma Aliye Topuz, 13 Temmuz 1936 senesinde İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur. Feriköy kabristanına cenazesi gömülmüş olan Fatma Aliye Hanım’ın ismi Çankaya ve Beyoğlu semtlerinde olmak üzere birer sokağa adı verilerek yaşatılmıştır. Aynı zamanda kendisi ünlü tiyatro ve sinema sanatçımız Suna Selen’in anneannesi olmaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Fatma Aliye Hanım’ın biyografi türünde yaşam hikayesinin yer aldığı 2007 tarihli “Uzak Ülke” kitabı, Fatma Karabıyık tarafından yazılmış bir romandır. Bununla birlikte Murathan Mungan’ın kitabı “Son İstanbul”da yer alan kadın kahraman olarak adı geçmektedir. Ayrıca tedavüle giren 2009 yılında sürülmüş olan Türk parasının 50 TL banknotlarının arka yüzünde Fatma Aliye Hanım’ın görüntüsü de yer almaktadır.

İlk Türk kadın romancı Fatma Aliye Hanım’ın “Udi” adlı eseri, dönemin ünlü yazarlarından Reşat Nuri Güntekin’in de favorileri arasına aldığı bir eserdir. Bu eser ayrıca, Fransızca’ya çevrilmiş Avrupa’da yayınlanmıştır. Aynı şekilde Nisvan-i İslam adlı eser de Fransızca ve Arapça’ya çevrilerek yayınlanan ilgi çekmiş yapıtlardır. Chicago kentinde yer alan “Dünya Kadın Kütüphanesi Kataloğu”nda eserleri halen sergilenmeye devam etmektedir.

İlgili Yazılar