Birbirinden İlginç Hikâyesi Olan 10 Türkü

  • Minik Tospik yazdı.
  • 4 hafta önce
  • 13 okunma

Halk edebiyatımızın sözlü geleneğinden doğup, ağızdan ağıza yayılarak yaşatılan ezgilerdir türküler. Kültür varlığımızın en değerli hazinelerindendir türkülerimiz. İnsanımızın sevgisini, sevincini, acısını, ağıdını anlatır; ruh halini en samimi biçimde dile getirir. Burcu burcu Anadolu kokan ve hikâyesi olan türkülerimizden bazılarını seçtik sizin için.

1. Kütahya´nın Pınarları

Kütahya´nın Pınarları

İhtişamlı, güzel, delidolu olduğundan Deli Düve denilen kadınla Asalı sülalesinden Vehbi adındaki delikanlının hazin sonlu aşkı üzerine yakılmıştır türkü.

Deli Düve’nin geçmişi şaibelidir. Yaşadığı kasabadaki delikanlılar onu elde etmek için uğraşırlar. Vehbi ise âşık olduğu Deli Düve’yi nikâhına alır ve ona ev açar. Deli Düve’de gözü olan diğerleri bunu içlerine sindiremezler. Vehbi’yi hem kıskanır hem de ona kin tutarlar. Aradan zaman geçer, kasabanın delikanlıları kadına haber yollayarak onu tehdit ederler; kocasından ayrılmasını yoksa onu dağa kaldırıp kocasının da gözlerini kör edeceklerini söylerler.

Tehditlerin arkası kesilmeyince, çok sevdiği kocasına kötülük etmelerine razı olmaz ve delikanlılara kocamı rahat bıraksınlar, ne isterlerse yapayım diye cevap yollar. Haberi alan delikanlılar Deli Düve çeşme başına gelsin derler. Genç kadın çeşme başına giderken yolda tuzak kuran delikanlılar kadının önüne keser ve hazırladıkları atın üzerine atarak kaçmaya başlarlar. Kadının çığlıklarını duyan kocası imdadına koşar. Asalı Vehbi ve diğerleri arasında yaşanan kanlı dövüş Vehbi’nin bıçak darbeleri ile öldürülmesiyle son bulur. Delikanlılar Deli Düve’yi dağa kaldırır ve emellerine ulaşırlar. Olay üzerine yakılan ağıtlar dilden dile dolaşır ve türkü olur.

2. Misket/Güvercin Uçuverdi

Misket/Güvercin Uçuverdi

Türküye adını veren misket, meşhur Ankara elması olan ‘misket’tir. Hikâye’nin kadın kahramanı Huriye, evlerinin önündeki misket ağacına çıkıp, ağacın tepesinde sevdiceği Osman Efe’nin yollarını gözler. Bu yüzden sevdiği kıza Misket diye seslenen Osman Efe de zamanında Ankara’nın en beğenilen efelerindendir.

Yiğitliğiyle namlı Kır Ağa çeşme başında Huriye’yi görür ve işi hiç şansa bırakmaz, hemen Misket’i istemeye gider. Bunun üzerine Osman Efe ile Kır Ağa karşı kaşıya gelir. Meseleyi kendi usullerince çözeceklerdir ve kazanan Misket’i alacaktır. Osman Efe’nin dövüşteki yiğitliğini kabul eden Kır Ağa geri çekilir, Misket’i Osman Efe’ye bırakır. Elma ağacının üzerinde, dövüşten dönenleri görmeye çalışan Misket, kalabalığın içinde Kır Ağa’yı görüp Osman Efe’yi göremeyince korkudan başı döner ve ağaçtan düşerek ölür. Bunun ardından Osman Efe feryadı koparır ve bu türküyü yakar.

Ayrıca Gönüllerde Taht Kurmuş Sarı Gelin Türküsünün Hikayesi adlı yazımızı inceleyebilirsiniz.

3. Yüksek Yüksek Tepeler

Yüksek Yüksek Tepeler

Türkünün Malkara yöresine ait olduğu söylenir ve ailesinden çok uzağa gelin giden Zeynep’in ailesine duyduğu hasreti anlatır…

Zeynep’in gelin gittiği köy ile kendi köyü arasında üç günlük uzaklık vardır. Evlendikten sonraki yedi yıl ailesini hiç görmemiştir. Hasreti gün geçtikçe büyüyen Zeynep kendi yaktığı bu türküyü evinin bahçesinde söyler durur. Kocasının kendine karşı kötü davranması da tuzu biberi olur; hastalanır ve yataklara düşer kadıncağız. Hali gitgide kötüleşince başka çaresi kalmayan kocası gelinin köyüne giderek ailesini alır, getirir.

Annesi Zeynep’i hasta yatağında kendini bilmez halde, bu türküyü söylerken görünce fenalık geçirir. Zeynep’in hasreti diner ama iyileşemez, hayata veda eder. Günümüze kadar gelen türkü, hala kına gecelerinin vazgeçilmezidir.

4. Kırmızı Gül Demet Demet

Kırmızı Gül Demet Demet

Erzurum yöresinde anasıyla yaşayan Mehmet, yetiştirdikleri ürünleri kervanla Revan’a götürüp satmaktadır. Mehmet her akşam, bahçelerinden derlediği gül demetini anasına getirir. Anası da gül demetlerini duvara asıp kurutur, yokluğunda onlara baktıkça oğlunu görür. Son seferinde Revan’da vebaya yakalanır Mehmet ve orada gömülür. Sadece Mehmet değil, kervandakilerin çoğu bu amansız hastalıktan ölür.

Kervanın dönüşünü gözleyenler merakla bekler ama gidenlerin çoğu dönememiştir. Mehmet’in anası oğlunun durumunu öğrendiğinde deli divane olup yollara düşer, elinde demet demet kırmızı gül, dilinde bu türkü… Ağıtlar yakıp dağlarda gezer durur.

5. Arda Boyları

Arda Boyları

Kırcali’nin köyünde yaşayan Recep ve Halime, nişanlı iki sevdalıdırlar. Köy ağasının oğlu İsmail’in de Halime’de gözü vardır ve ona sahip olabilmek için her yola başvurmaktadır. İsmail, zenginliğine güvenerek Halime’nin annesine gider. Kadın İsmail’in mal varlığına aldanarak onunla iş birliği yapar.

Haberi alan Recep, öfkeyle ağanın kapısına dayanır. Ancak ağa kendisine karşı çıkan Recep’e zulmeder. Çocukluk arkadaşı Cemil ona yardım eder ve dağa kaçarlar. Recep’in yokluğunda, “Başka köyde sevgilisi varmış, onu kaçırdı bu diyarları terk etti” diye laf çıkarırlar. Anasının da baskısı ile verirler Halime’yi İsmail’e. Düğün gecesinde, Recep arkadaşıyla beraber Halime’yi kaçırmak için köye iner ancak başarılı olamaz, kaçıramaz yavuklusunu; tekrar dağlara çıkar. O gece “Recep vuruldu, öldü” diye yalan söylenir.

Bütün gece gözyaşı döken Halime gün ağarınca Arda boyuna giderek, kendini nehrin soğuk sularına atar. Köylüler zavallı kızın gelinliğini bulurlar Arda boyunda. Sevdiğine bu dünyada kavuşamayan Recep de bunu duyunca, Halime’nin ardından kendini Arda Nehrine bırakır.

6. Hastane Önünde İncir Ağacı

Hastane Önünde İncir Ağacı

Komşu kızı ile beşik kertmesi olan Yozgatlı genç askerdeyken vereme yakalanır. Hava değişimi verirler ve memleketine gelir. Gencin hasta olduğunu öğrenen kız tarafı kızlarını göstermek istemezler.

Genç derdinden erimeye başlar, ailesi çok üzgündür. Kız tarafına hiç değilse uzaktan görsün sevdiğini diye yalvarıp yakarırlar. Bunun üzerine kız tarafı şart koyar, tedavi olsun gelsin o zaman bakarız diye. Genç hemen tedavi için İstanbul’a gider. Hastaneye yatarak tedavi görmeye başlar. Ancak iyileşeceğine günden güne kötüye gider.  

Eski zamanlarda verem ince hastalık olarak bilinen amansız hastalıklardandır ve ne yazık ki bizim delikanlıya da aman vermez. Odasının penceresinden görünen incir ağacının verdiği ilhamla titreyen elleriyle bu sözleri yazar. Delikanlı bu amansız hastalıktan kurtulamayarak hastanede ölür. Ölüm haberini alarak gelen ailesine, diğer eşyaları ile beraber, yazıp şapkasının içine koyduğu bu beyitleri teslim edilir. Ancak bulaşıcı hastalıktan öldüğü için cenazesini vermezler. Bu yüzden mezarı da İstanbul’dadır.

7. Çarşamba’yı Sel Aldı

Çarşamba’yı Sel Aldı

Çarşamba Ovasında, Yeşilırmak’a bağlı Abdal deresinin kıyı köyünde, Ahmet adındaki genç, kalbini Melek adındaki kıza kaptırır. Melek de onu fark eder ve kalbini açar Ahmet’e. Sözlendikten kısa süre sonra Ahmet askere gider.

Köyün Ağasının oğlu Mehmet Ali, Ahmet’in yokluğunda Melek’e göz koyar ancak Ahmet’ten başka kimseyi gözü görmeyen Melek onu reddeder. Reddedilen Mehmet Ali, ağalığın itibarını korumak için adamları ile Melek’i kaçırarak dağa kaldırırlar. Bu haber Ahmet’e ulaşır; silahını kaptığı gibi askerden firar eden Ahmet Melek’i aramaya başlar. Ahmet dağda Melek’i ararken çok yağmur yağar. O kadar çok yağar ki Yeşilırmak taşar ve Çarşamba ovası adeta göle dönüşür.

Sel, dağların zirvelerinden eteklerine doğru çığ gibi koparak önüne kattığı ne varsa yutar. Sular çekilip ortalık normale dönünce köylüler meydandaki kayanın üzerinde ölmüş iki kişinin bedenini görürler. Bu cansız bedenler Ahmet ve Melek’e aittir. Rivayete göre bu yağmurla devasa kaya parçası, yedi yerinden ayrılır ve hepsinden servi boyu sular fışkırır. Köylüler günlerce dualar ederler. Bu dualar, türküye dönüşür.

8. Gesi Bağları

Gesi Bağları

Yoksul ailesiyle beraber Gesi’de yaşayan Mustafa her yaz İstanbul’a giderek, çalışıp kazanır ve o kazançla kışın ailesini geçindirir. O yaz da İstanbul’da zor ve parasız geçen günlerin ardından inşaatta çalışmaya başlar. Çok becerikli ve çalışkandır. İnşaat sahibinin dikkatini çeker.

İşin sonunda inşaat sahibi Mustafa’ya Leyla adındaki kızla tanışmasını önerir. Çok güzel olan Leyla Mustafa’yla tanıştıktan sonra, onunla Kayseri’ye gitmeye ikna olur. Mustafa’nın Gesi’de yaşayan ailesinin yanına yerleşirler. Ne var ki Leyla oralara alışamaz. Mustafa’nın ailesi de Leyla’yı sevemez ve ona kötü muamele ederler. Durumun farkında olan Mustafa ona sabretmesini, yazın yine İstanbul’a gideceğini ve iş bulacağını; sonra onu da yanına alıp İstanbul’da yaşayacaklarını söyler. Zaman geçer, Mustafa İstanbul’a gider, Leyla da başlar beklemeye ama beklediği haber gelmez. Hal böyleyken anasının ölüm haberini alınca yıkılır Leyla ve bu türküyü yakar.

Ayrıca Kız Kulesi'nin Gerçek Hikayesi ve Anlatılan Efsaneler adlı yazımızı inceleyebilirsiniz.

9. Ordu’nun Dereleri

Ordu’nun Dereleri

Çok uzun yıllar önce Ordu’da yaşayan Mehmet adındaki genç Hacer adındaki kıza aşık olur. Genç kız güzelliğiyle Mehmet’in aklını başından alır. Ancak Mehmet de o kadar yakışıklıdır ki geçtiği her yerde genç kızlara arkasından baktırır.

Mehmet’le Hacer’in aşkı ise çok büyüktür. Belirli günlerde zerdali ağacının altında buluşurlar; göz göze, diz dize iken akıp giden zamanın farkına bile varmazlar. Tabii bu güzel sevdayı çekemeyenler vardır. Köyün bu aşka haset duyan diğer kızları türlü yalan dolanla genç kızın hakkında dedikodular üretip, Mehmet’in derin üzüntüyle hem sevdiğini hem köyünü terk etmesine neden olurlar.

Yüreği yanık, eli bağrında kalan Hacer her gün dere kenarına gider, yıkadığı çamaşırları çitlere asarken dudaklarından eksik etmediği türküyle bütün köyü inletip durur. Böylece yıllar geçer aradan. Mehmet köye hiç dönmez, Hacer de ölünceye dek dere kenarında hem ağlar hem de bu türküyü söyler.

10. Neredesin Sen

Neredesin Sen

Üstâdın kendi ağzından hikâye şöyledir: “Altmışlı yıllarda TRT ekibiyle Almanya’ya gitmiştik. Ehliyetim yoktu araba kullanıyordum ama şöyle böyle. Ekipteki iki araçtan aramızdan ayrılınlar olunca araba kullanma işi bana düştü. Yurda dönerken arabayla Yugoslavya’da kaza yaptım. Aksi gibi kimliğim de öndeki araçtaydı onlar da gittiği için beni kimliksiz olduğum gerekçesiyle cezaevine koydular. Orada 3 ay yattım. Kâğıt kalem bile vermiyorlardı. Sigara kağıtlarının üzerine kibrit çöpünün barutlu ucunu tükürüğümle ıslata ıslata yazdım bu türkünün sözlerini."

Sıkça Sorulan Sorular

Efsanelere dayanan türküler olduğu gibi çoğu türkünün hikâyesi vardır. Genellikle yaşanmış olayların ardından türkü yakılır. Bu sebeple duygu yükü de çok fazla olabiliyor.  Türkü dinlediğiniz zaman daha fazla duygu yoğunluğu yaşar ve hüzünlenirsiniz. Bunun sebebi türkülerin yaşanmışlıkları, çoğunun gerçek yaşamdan izler sunmasıdır.

Çok çeşitli konularda yakılmış ya da yazılıp bestelenmiş türkülerimiz vardır. Doğa türküleri, Aşk türküleri, Kahramanlık ve askerlik türküleri, Ağıtlar, Oyun havaları, Doğa-hayvan türküleri, Zeybek ve derebeyi türküleri, Cinayetler veya acıklı olaylarla ilgili türküler bunlardan bazılarıdır.

İlgili Yazılar